Uludere Kaymakamına Yapılan Saldırı Kime?
 İdare Hukuku derslerinde bize “Vali ve Kaymakamlar devletin ve hükümetin illerdeki, ilçelerdeki temsilcisidir!” şeklinde öğretilmişti.
            Günlük yaşamımızdaysa “Valiler ve kaymakamlar devleti temsil ederler!” algısı hüküm sürüyor.
            Bilhassa PKK Terörü ile ilgili son birkaç yılda bilhassa Demokratik Açılım’dan sonra  (G.Doğu Açılımı, Kürt Açılımı) ilginç mi ilginç bazı laflar ve tanımlar ortaya çıkmaya başladı.
            “Polise saldırı hükümete, askere saldırı devletedir!”.
            Peki Uludere Kaymakamı Naif Yavuz’a olan linç girişimi kime hangi mesajı vermektedir?
            Ya da Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiç olmuş mudur?
Sadece Yanlış İstihbarat Meselesi mi
Kalkınma Sorunu mu Yoksa İktidar Sorunu mu?
             Konuyu özellikle okuyucu sabrınıza dayanarak geniş tutacağım…
Atatürk’ün “Muasır medeniyet”…
Merhum Adnan Menderes’in 1950 yılında “Dünya’da ne varsa Türkiye’de o olacak!”…
            Süleyman Demirel’in “Şehirde ne varsa köyde o olacak!” …
            Merhum Özal’ın “Çağ atladık!”  felsefesi ve/veya sloganları ne kadar gerçekleşmişti ki?
            Ya da neden gerçekleşmemişti?
            Karl Marks’ın devrim süreçlerini bile bilmeden devrim yapmaya çalışanların karşısına kendini asker ve/veya polis yerine koyan ülkücüler çıkmıyor muydu? 
Ülkenin gençleri, enerjilerini, motivasyonlarını, ideallerini nerelere harcıyordu?
            Birden bire ne olmuştu da 1965 yılında TİP (Türkiye İşçi Partisi) parti programına “Kürt Hakları” konulmuştu?
            Devletin askeri neden sürekli ihtilal planları yapıyor, milletin seçtiklerini niçin beğenmiyordu?
            İhtilal kavramının bile suyunu çıkartıp sulandırıp 27 Mayıs’a “Devrim” deyip ardından bir de okul çocuklarının katıldığı “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” icat etmemişler miydi?
            1961 Anayasası hürriyetçi bir anayasaydı ama seçimle gelmeyenlerin ihtilal günü TBMM’de kabul ettikleri (27 Mayıs 1961) halkı “Açık Oy Gizli Tasnif” (1946) gibi dipçikle, propaganda filmleriyle, sahte manşetlerle halkı kabul ettirmeye zorladıkları bir anayasa ne kadar hürriyetçi olabilirdi ki, 1982 Anayasası gibi?
            12 Mart’ta verilen muhtırayla hangi aristokrat teknokratları getirmişler, lakin ülkeye onlar ne getirmişler ne katabilmişlerdi?    
            12 Eylül İhtilâli, terörü sona erdirmişti ama aradan geçen az bir zaman sonra hangi ülkenin (Yunanistan) NATO’ya girmesine izin vermişler, bu yanlış onaylamadan sonra savunma harcamaları yatay olarak ne kadar artmıştı?
Bu dönemde kurumsallaşmaya başlayan Yeni-Osmanlıcı yapının kurulması “Büyük Türkiye İdeali”ne ne kadar hizmet etmişti ki padişahları övmek Atatürk’e sövmekten başka?
            28 Şubat 1997 tarihinden sonra Anadolu Kaplanları kedileştirilmiş ya da iflas etmiş, krizler ardı ardına gelmiş, korkak sermaye yurtdışına kaçmış, PKK terörü bitirilmek üzere iken neden nadasa yatırılmıştı?
            Refah-Yol Hükümeti Yüce Divanlık idiydi neden göndermemişlerdi?
Şayet Vatan hainiydiler de  neden 3 tanesini sallandırılmamışlardı?
Bazıları cebine para atmıştı da neden içeri tıkmamışlardı?
Batı Çalışma Grubu ve Çevik Bir özel örgüt kurma kapsamında (!) neden hala  değerlendirilmez, 12 Eylül Yeni Anayasası uyarınca?
28 Şubatçılar kimleri iktidara getirmek için planlar yapıyorlardı? 
Bu planlar kaç yıllıktı?      
            İktidar olmak sadece bir partinin tek başına iktidara gelmesi mi yoksa bazı kliklerin,  grupların veya özel aidiyetleri olanların başka görünümler altında “İktidar etme” sorunu muydu?
            Machiavelli’nin bir sözü var; “Makamlar yükseldikçe dindar olmaya lüzum yoktur! Dindar görünmeye ihtiyaç vardır!”…
Buradaki dindarlığı her türlü etnik, dini ya da ideolojik aidiyet ve inanç olarak ele alırsak…
       2011’in son günlerindeki Uludere Olayı bir Rahmetli Necmettin Erbakan’ın hasta yatağında bile belirttiği “İktidar Etme / Yönetememe” problemidir.
            25 yıl önce Heronlar yokken (kaçakçısını terörist diye öldürmeyen) devlet ve hükümet yönetimi bugün neden bunları yaşamaktadır?
            “24 Şehit ve İnsansız Hava Uçakları” başlıklı yazımda belirttiğim konu gene ayyuka çıkmıştır.
            Kaçakçıyla teröristi birbirine karıştıran yapıların zaten kafaları ve öncelikleri karışıktır!
      Teknolojisi başka ülkede olan bazı görüntüleri servis yaparak kurumları zafiyete düşüren yapı ancak “Yerli Savunma Sistemleri”nin kullanılmasıyla, üretilmiş olan Çaldıran, Anka ve Bayraktar’ları almakla mümkün olacaktır.
            Hükümetin savunma politikasındaki ilk zafiyeti buradadır, çünkü her açıdan dışa bağımlılık halen devam etmektedir.    
          Bunun dışında dışa bağımlılık 15 Ekim 2007’de Atlantik Konseyi’nin ABD’de yayınlamış olduğu “PKK’nın Tasfiyesi Raporu” doğru anlaşılamamış, büyük devlet olmanın gereği yerine getirilmemiş yani ABD’den akıl alan ve madde madde uygulayan bir hükümet görüntüsü “Demokratik Açılım” ile ortaya tüm çıplaklığıyla çıkmıştır.
         Yönetememe ve iktidar edememenin aslında en önemli ayağı olan ekonomik gelişim ve bölgesel kalkınmaya Güneydoğu’dan terörün olmadığı bir ilçemizden önemli bir örnek vermek gerekirse;  
             Sadece bölge değil Mezopotamya’nın en bereketli topraklarına sahip Harran İlçemizin 2004 DPT verilerini incelediğimizde bakın ne görüyoruz;
            Tarım istihdamı % 100!
            Tarıma dayalı sanayi yok!
            Hizmet sektörü yok!
            Haydi terörün olduğu yerlerdeki problemi açıklıyorsunuz Harran’daki rezervi değerlendirememeyi nasıl anlatacaksınız?
            2009 veya daha sonraki verileri inceleyemiyoruz, çünkü Sosyal ve Ekonomik Gelişmişlik Endeksi’ni (SEGE) verilerini DPT artık yayınlamıyor.
Kim yasak koydu acaba?
Nedenini Uşak AKP vekillerine buradan sormak gerek!
En bereketli Harran’da durum bu ise kıraç ve dağlık arazide yaşayanlar kaçakçılıktan başka nasıl geçimlerini temin edecekler?
 İstikrarın sürdüğü 34 tane dolar milyarderinin büyüdüğü fakat 34 tane uluslar arası markanın çıkmadığı ortamdaki bir büyümenin nasıl bir büyüme olduğunu muhakkak bilirsiniz!
Harran’dan yetişen her türlü tarım ürünlerinin sınai ürün haline getirmeyi hiç olmazsa Tekno-Kentler gibi Tarım-Kentini düşünemeyenlere bir başka yazımda özellikle ele alacağım…
Ancak!
Mayınlı sınır arazilerini İsrail’e vermeye kalkanlar…
İsrail’in Heron’u ile ABD’nin Predator’undan istihbarat umanlar! 
            David Philips raporlarıyla açılım yapanlar…
            Düz ovada siyaseti de dağda savaşı beceremeyenler!
            Gündemi hemen değiştirecek bir çözüm(!) bulacaklardır…   
 Bu Kadar Yanlıştan Doğru Çıkar mı?  
 Uludere Kaymakamı’na yapılan linç girişimi bölge insanının “Ateş düştüğü yeri yakar misali” bölgesel ve akraba hassasiyetlerinin dışavurumu olabileceği gibi provakasyon ve organizasyonun ürünü de olabilir.
Uludere Kaymakamı’nın olay mahalline gitmesi taziyede bulunması nedensiz değildir!
Devlet nezaketi ve görevi hatta özrü niteliğindedir…
Ancak, sonuçları açısından baktığımızda bu olay “Ateşe körükle gitmek” atasözünü hatırlatmıştır. Yarınlarda başka şehirlerde hatta batıda meydana gelebilir ki, beğensek de beğenmesek de eleştirsek de…
 “Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” hepimize lazım olan devlet organizasyonun en önemli ve daim görevinde bulunanların bırakın linç edilmeye kalkılmasını en küçük itibarının sarsılması her açıdan derin yaralar açacaktır.
Her suçun bir cezası, her cezanın da bir bedeli olmalıdır.
Ne var ki askere atılan kurşun devlete ise, polise atılan kurşun hükümete(!) ise Sayın Kaymakama yapılan linç gerçekten kimedir?
Hükümetin Demokratik Açılım’ından sonra bölgede “Taviz tavizi daha çok getirmiş ve getirecektir!”.  
PKK’ya terör örgütü demeye yanaşmayan BDP’ye,
Her türlü durumda huzur ve sükûneti tercih etmiş olan ve Kürtler ve yöre insanı bu kadar az oy vermişken…
Anadolu insanı genelleme hastalığına kapılmamalı, her türlü kışkırtmaya karşı koymalıdır. 
Asayişi berkemal göstermek ne kadar yanlış ise…
Uludere’de sanki Afganistan gibi fakirlik görüntüleriyle daha çok meşgul olmamız gerekiyor…
Fransa’da  “Soykırımı İnkar Yasası”nın yankıları sürerken ve 2015 yılına kadar gündemler iyice ısıtılacakken…
Türk Silahlı Kuvvetleri’ni dolayısıyla Türkleri Dünya’da bu kadar vahşi gösterme vehametinde bulunanlara bakalım ne olacak?
Mısır, Libya ve Suriye’de müdahil olduğumuz Arap Baharı’nın hangi versiyonu ülkemizde  kurgulanıyor ve startına basıldı mı acaba?   
            Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eşbaşkanı muhakkak biliyordur!
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner421

banner420