Her ülkenin milli marşı var artık. 

“Modern Devlet” olmanın gereklerinden birisi de Milli Marşı’nın olması. 

Dünya’nın ilk Milli Marşı Fransa’nın. 

Milliyetçilik akımının başladığı bu ülke kendi içersinde köylülerin aristokratlara karşı yaptığı devrim ve neticesinde kendi tarihsel süreçlerini marşlaştırarak, tarihe müzikal bir lezzet ve gelenek katmıştır. 

Bu yazımızda, ülkemizde ve başka ülkelerdeki marşlar kadar sevilen eserleri alternatif bir bakış açısıyla irdelemeye çalışacağız. Bir sonraki yazıda bazı ülkelerin Milli Marşlarından bazılarını ayrıca ele alacağız. 

Yaşama bakarken eğitim ve diğer olgularla edindiğimiz zihinsel kodların ve dokuların gerek desteklendiği gerekse tatlı hışımlara uğrayacağı bir gezinti yapacağımızı umuyorum. Ülkelerin marşlarını anlayarak onların diplomatik manevralarını, gizil ve olası hedeflerini “Birincil Ağızlardan şiir ve müzikal içeriklerle” tahlil edebileceğimizi, hiç olmazsa ipuçları yakalayabileceğimizi düşünerek, böyle bir yazıyı kaleme aldım. 

2000’li yılların başında “Milli Marşlar Koleksiyonu” oluşturmak amacıyla, ülkemizde elçiliği bulunan bütün ülkelere milli marşlarının CD’sini ve Türkçe anlamlarını yazı ile talep etmiş, bir çoğundan yanıt bile alamamıştım. Daha sonraları internet imkanlarıyla bütün ülkelerin marşlarını edinerek analiz etmeye çabaladım. 
Marşlar Kadar Olmasa da Sevilenler 
Hepimizin hala çok sevdiği “Bir Başkadır Benim Memleketim” Karlofça’dan beri ilk defa toprak kazandığımız 1974 Barış Harekatı’nda milli hislerin de yükselmesiyle o kadar çok sevilmiştir ki “10. Yıl Marşı” kadar değer bulan bir şarkı olarak gönüllerde yerini almıştır. 

Sözlerini Fikret ŞENES’in yazdığı Ayten  ALPMAN’ın da seslendirdiği, Mirielle Mathieu’nun da Fransızca söylediği bu şarkının müziği aslında;
Rebbe Elimelech” adındaki “Yahudi Halk Şarkısı”dır. 

Ülkemizdeki kaynaklarda da bu eserin güftesi “Anonim” olarak tabir edilmiştir. Orijinal eserde “Bir hahamın da eninde sonunda insan olduğunu ancak mutlu olduğunda bir şeyler öğretip, şarkı söyleyebileceğini” anlatır.   
(Dağ başını duman almış / Gümüş dere durmaz akar) dizeleriyle başlayan Gençlik Marşı da, 1900’lerin başında şair ve dilbilimci Ali Ulvi ELOVE tarafından şiiri yazılmış ve Selim Sırı (Tarcan) tarafından uyarlanmıştır. Aslında İsveç Müziği olan bu marşın güftesi Felix Körling’e, sözleri de Gustav Fröding’e aittir. Eserin gerçek adı “Tre Trallande Jantor”dur.  

1955 yılında İsveç’ten İstanbul’a gelen bir kız jimnastik ekibi, Spor ve Sergi Sarayı’nda yaptığı gösteriden sonra piyano eşliğinde Tre Trallande Jantor’la bitirince seyirciler de aynı müzik ama farklı Türkçe sözlerle Gençlik Marşı ile karşılık verince; 

İsveç Basını da “Gençlik Marşı”nı bilmedikleri(!) için,Centilmen Türk seyircisinin İsveçlilere jesti” olarak konudan bihaber olarak gazetelerde yorumlamışlardır. 

1980 Yılında Gemlik Hasanağa Erkek Kampı’ndaki müzik öğretmenimiz bize bunları bize anlattığında “Bu marş neden bizim değil?” gibicesinden hayıflanmıştım.

Kanaatimce Türkler İsveçlilerden bu marşı daha fazla sevmiş, belki de Vikinglerin de haklı olarak övünmesine ve hayıflanmasına sebep olmaktadır. 

Bazı kaynaklara göre de, bu marşın İsveç Köy Türküsü olduğu belirtilmektedir. 

Biz 3 küçük kız kardeşiz / dağlarda gezeriz / sevişecek erkekler ararız…" diye bir nakaratı olup, bizdeki “Dam üstünde un eler…”, “Aman fatoş yandım fatoş…”  türündeki gibi eğlenceli fakat müstehcen bir türkü olduğu belirtilmektedir. 
Çırpınırdı Karadeniz”,  bilhassa Ülkücü kesimin beğendiği özel duygular hissettiği bir eser. Bu eserin ise Yeni Aktüel Dergisi’nin Kasım 2008 / 176. sayısında,
18. asırda yaşamış ve Ermeni’lerin en önemli ozanı sayılan Sayat Nova’ya ait olduğunu ve bu türküye ilk kez 1914 yılında Azerbeycan Milli Marşının Şairi Cevat Ahunzade’nin yazdığı sözlerin 1960’lardan sonra Milliyetçi/Ülkücü kesimde çok sevildiğini belirtiyor. Derginin aynı sayısına verdiği demeçte de, 2000’lerde MHP Genel Başkan Yardımcılığı yapan Şevket Bülent Yahnici de bu iddiayı doğruluyor. 
Türkleştirdiğimiz ya da Türkçeleştirdiğimiz ve özümsediğimiz bu eserlerin kökeninin ne olduğunu bilmek kadar, neden özümsendiğinin de ayrıca üzerinde durulması gereken bir husus. Özellikle bu üç eserin şiirlerinde akıcılık, milli hisler ve propan duyguların yanında Anadolu Müziği’nin senteze açık bir müzikal yapı arz ettiğini özellikle belirtmekte fayda var.    
Müzikal ya da milli kökeni ne olursa olsun toplumun bir kesimi ya da bir çok kesimi tarafından beğenilen bu eserler, uzun yıllardır bize “Milli Şiir” örneğinde olduğu gibi “Milli Müzik” tadında bir yaklaşımı hatırlatmış ve gönül dünyamızda örgülemiştir.      
Bazı Ülkelerde 
Bizde olduğu gibi başka ülkelerin de ülkelerine, topraklarına yani vatanlarına duydukları sevgiyi, şükranı anlatan “Marşlar kadar sevdikleri şarkıları” bulunmaktadır. 

ABD’de bilhassa zencilerin daha çok sevdiği “Bu toprakların sahibi yok / bu topraklar herkesin” temalı Woody Gutrie’nin     “This land is your land” adında tempolu bir şarkısı dinlenmeye değerdir.

Sözlerini Arthur C. Benson'un, bestesini ise Edward Elgar'ın yaptığı, 1901'de çalınıp söylenmeye başlanan marş İngiltere’de geleneksel saygınlığı olan ve İngiliz Milli Marşı kadar sevilen eserlerin en başındadır. 
Şap şahane ülkesin İngiltere
Canımın içinde can gibisin İngiltere  
Senden güzel ülke gördüm diyen 
Yalan konuşur, İngiltere…
İran’da da ilginç bir durum yaşanmaktadır. 
Resmi marşla milli marş birbirinden farklıdır. Resmi marş her ülke marşında olduğu gibi duyguları ifade ederken, “Ey İran”  isimli bu marş resmi marştan daha fazla sevilecek değeri İran Halkı tarafından hak etmiştir.

 Dinlediğim kadarıyla “Orotoryo tarzında yorumlanan” bu eser uzun hava gibi başlayan daha sonra Fars Kültürü’nün tüm müzikal lezzetlerini yansıtan bu marşta, klasik, protest ve Acem Müziği’nin tüm alt türleri ve enstrümanları hem kullanılmış hem de nefis bir şekilde yansıtılabilmiştir.  

Darya Dadvar’ın piyano ve yan flütle düzenlediği aynı eser bizim ülkedeki protest/özgün müzikçilere taş çıkartır niteliktedir. Ayrıca Darya Dadvar’ın mevcut rejime olan muhalif duruşu  ve halkın resmi marşın dışındaki bu tercihi İran’daki halk-devlet anlayışını ve farklı bakışlarını anlamamıza yardımcı olmaktadır. 

İlginçtir ki modern bayan Dadvar’ın ABD’de ve Avrupa’da verdiği konserlerde bu marş en çok alkışlanan eserlerin başında gelmektedir. 
Ey İran
Ey İran incilerle bezenmiş vatan
Ey elinden sanatın fışkırdığı 
Senden uzak olsun kötü düşünceler
Sonsuzluğa değin öyle dik
Ey düşman 
Sen kayadan dik olsan 
Benim  demirden kılıç olan… 
İran, ey benim çiçek dolu cennetim
Parıldıyor kaderim, nur gibi senin sayende
Ateş yağmurları vücudumu perişan etse de
Yine de sevginle koşacaktır kalbim…
10. Yıl Marşı 
Ülkemize yeniden dönecek olursak İstiklal Marşı’nın dışında ona en yakın duyguları, heyecanı ve coşkuyu 10. Yıl Marşı  vermektedir. 

1933’te Behçet Kemal ÇAĞLAR ve  Faruk Nafiz ÇAMLIBEL’in şiirini yazdığı ve Cemal Reşit REY’in bestelediği devşirme olmayan, Fransızca’daki (Marche) anlamıyla tam karşılığını alacak şekil, teknik ve içeriktedir. 

Gerçi son yıllarda sadece CHP bu esere daha çok sahiplenmiş gibi görünse ve de seçim çalışmalarında bu müziği kullansa da diğer partilerin ve kurumların bu güzel marşımızı kullanmasında herhangi bir sakınca yoktur. 2009 yerel seçimlerinde Bağımsız Türkiye Partisi, CHP'nin dışında seçim müziklerinden birisi haline getirmiştir.

10. Yıl Marşı, Cumhuriyetin ilk yıllarının coşkusunu ve kültüre bakış açısını, Kurtuluş Savaşı’nın verdiği acıları ve gururu fazlasıyla anlatmaktadır, taşımaktadır
Belki de bu aktif, katılımcı ve hürriyetine düşkünlüğü ifade eden coşkunluğun ve ruhun, 50. Yıl ve 75. Yıl Marşları’nda olmaması, üzerinde durulması gereken önemli bir konudur.

Toplumsal ve siyasal hayatımızda ruhsal karşılığı olmayan marşlar, Doğan Hızlan’ın bir yazısında ifade ettiği şekliyle “Belki gemiler geçmeyen bir ummanda tek başına söylenir.”  
Cumhuriyetin ilk yıllarındaki yüksek moral değerlerin yerine siyasi ve ideolojik çatışma ortamı, kültürel alanda da gelişimi ve ilgiyi geri plana atmakla beraber, müzik ve sanat her zaman fen bilimlerindeki gibi aynı çıktıyı verememektedir. 
Milliyet’te Şeref OĞUZ, 75. yıl için yapılan bir beste yarışmasının jürisinde yaşadıklarını yazarken,  “Katılan eserlerde armoni, müzikalite çok iyi. Ama ortak bir payda var: Hüzün… Hatta endişe ve karamsarlık” demektedir. 

50. ve 75 Yıl Marşlarını hatırlayanımız var mı? 
Zevk, coşku ve kültürel hazlardaki toplumsal özümseme  bu iki marş denemesi örneğinde resmi öneriden sivil bir kabule geçememiştir, “Ey İran” tercihinde olduğu gibi. 
10. Yıl Marşı,  “Açık alınla çıkılan savaşı, her yaştan yaratılan genci, kanla çizilen haritayı, her yönüyle istiklali, imtiyazsız sınıfsız bir ülkeyi, başka uluslara önderliği ve örnek oluşu, görüşte bilgiyi gidişte ülküyü, bağımsızlığın bir Türk için ne olduğunu ama en önemlisi de tarihin getirmiş olduğu misyonla Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri” diyebilmiştir ki; 

Türk Milleti de bu marşa hak ettiği karşılığı vermiştir. 
Marş Marş(!)
İhtilaller, muhtıralar, e-bildiriler sürekli olarak demokratik kesintilere sebep olurken toplumsal mutabakat ve milli birlik sürekli zedelenir hale gelmiş, kırmızı ve kalın çizgiler toplumsal hoşgörülerimizin sınırlarını çizer hale gelmiştir.  
Marşlar bizde “Resmi ya da askeri müzikler” olarak algılanmaktadır. Bu algılanışın kökenlerinde "Mehter Müziği" olduğu kadar, Mahmudiye Marşı’ndan Harbiye Marşı’na kadar az sayıda başarılı ama aynı formlarda eserlerin oluşunun, önemli bir yeri olduğuna inanıyorum. Aslında marşlar da, bir müzik türü olup ille de askeri bir unsur(!) taşıması gerekmemektedir. 
II. Mahmut Mehteranı kaldırmış ama hala günümüzde Mehteran büyük bir coşkuyla dinlenmekte, izlenmekte ve sevilmektedir. 
Tıp insanlarının ya da zabıtaların, esnafın ya da turizmcinin v.s. marşları ya da ezgileri olması birer müzikal zenginlik taşıyabileceği gibi, şehirlerin de kültürel zenginliğini yansıtan türküleri haricinde yerel marşları olmasına zihinsel engellerin dışında hiçbir mani bulunmamaktadır.  
Nasıl  her meslek grubunun ya da kurumların amblemleri var ise, mesleki ya da kurumsal ezgileri olabilir “Rap rap” ritmi bulunmaksızın. 
Bizim kültürümüzde marşların ayrıca bir haberciliği, uyarıcılığı ve sembolik değeri vardır. Hasan Mutlucan ya da Harbiye Marşları ardı ardına hele sabahın erken saatlerinde çalındı mı(!) biliniz ki “Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koymuştur”. 

O dönemleri yaşayanların belleklerine bu müzikler kazınmıştır.

Komutanlar emir verirken ya da bir işin süratle ve disiplinle yapılması gerektiğini belirten talimat her ne hikmetse “Marş marş!”tır. 

Kanaatimce bu hikmet “Ahenk, düzen, senkronizasyon  ve süreli iş bitirmeyi ve dakik olmayı” belirtmektedir.   
Mendelssohn'un Bir Yaz Gecesi Rüyası'ndaki marşı, Çaykovski'nin Slav Marşı, Verdi'nin Aida Operası’ndaki Zafer Marşı, çok sevilen, dinlenen parçalardır. Mozart, operalarında marş türünü kullanmıştır. Berlioz, Mahler de modern anlamda bu türe ayrıca yer vermişlerdir. 
 Ülkeleri, “ O ülkelerin Milli Marşları” aslında ele vermekte ve resmetmektedir. 
(Devam edecek)  
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Nurullah Çavuşoğlu 2012-03-13 01:23:28

ülkeleri o ülkelerin milli marşları aslında ele vermekte ve resmetmektedir. bu söz finalde müthiş olmuş. kalemine ve yüreğine sağlık ağabeyim. birikimin kadrini bilmeyen senden istifade etmeyen yetkili ve etkililerimizin dikkatine sunarım. valla bilgilendik okurken yazıyı sağolasın.

Avatar
şerafeddin lülecioğlu @Nurullah Çavuşoğlu 2012-03-13 17:55:19

elinize gönlünüze sağlık.. güzel,anlamlı ve bilgi dolu yeni yazılarınızda bulışmak üzere.. saygılarımı sunuyorum..

Avatar
koray akcan 2012-03-22 00:41:03

yazan elin dert gormesin seni hep takip ediyorum bir sehirde bir ulkede baska diyarlarda.saolasin

Avatar
ramazan doğan 2012-03-22 10:09:46

tebrik ve takdir ettiğim sevgili dostuma ayrıca teşekkür ediyorum.eline yüreğine sağlık.