Osmanlı’yı Kim(ler) Yıktı?

6 Asır ve 3 kıtada hüküm süren bir imparatorluğun başkenti İstanbul artık, 13 Kasım 1918’de işgal edilmişti. Bütün Müslüman ülkeler artık işgal altındaydı!
1. Dünya Savaşı’nı da kaybeden Türklerin anayurdu da artık işgal altındaydı. Tarih boyunca Türkler bilhassa Hayvancılık ve Tarım Çağlarında dünyanın bilinen bütün coğrafyalarda bugünkü teknolojik imkanlarla bile gezip dolaşamayacağımız alanlarda medeniyetler ve devletler kurmuştu. Ama Buhar, kömür, elektrik gibi icatlarla başlayan sanayileşme ve makineleşme çağının neredeyse 150 yıl gerisinde kalınca, etkin ve hakim olduğu bölgeleri Ruslara ve İngilizlere devretmişti. Hızlı üretimle başlayan dünyanın son 150 yıllık serüvenine maden, enerji ve pazar gerekirken bugünün gelişmiş ülkeleri bir tarafıyla icatlarla kalkınmasını sürdürürken diğer taraftan da emperyalist tüm enstrüman ve aktörleri kullanıyordu. Bundan 1 asır önce dünya toprakları yeniden şekillenirken artık din adına değil ülkeler adı altında büyük şirketlerin emperyal savaşları vardı.    
Bir zamanlar Çinlilerin havai fişek yapıp eğlendiği baruttan top yapıp kaleleri yıkan, ardından da tüfeği icat edip mertliği bozan ve bu tüfekleri geliştirmeyen tarafıyla tarihe geçmişti bile. Bir gecede Venedik Donanması’nı yakan, Osmanlı Ailesi’ne sürekli önce Türk Beylerinden kız alıp veren Osmanlı bir süre sonra yabancı gelinler ve devşirme damatlarla soyunu yürüttü. Tamamıyla politik tercih olan bu süreç saraya giren bazı kadınların da etkisiyle Bizanslaşmaya başlayan bir Osmanlı Saray profili ortaya koymaya başladı. Devşirme sistemi ile tek taşla iki kuş vuran yapı Osmanlı’da giderek genetik, kültürel ve insan kaynakları açısından zenginliği getirse de kendi toplumsal nitelik ve değerleriyle zaman içersinde yüzleşerek yaşadığı yabancılaşma ortaya çıkacaktı.
Osmanlı’dan önce başta Anadolu olmak üzere Irak, İran, Şam, Filistin, Mısır gibi bir çok bölge zaten Türk Devletleri’nin yönetimi altında bulunurken bilhassa Yavuz Sultan Selim’den sonra Türk Beylikleri’nin zayıflatılması, bölgesel aşiretlerin güçlendirilmesi Osmanlı’nın o günkü politikalarına göre doğru ama tarihsel süreçte çöken bir politika olduğu ortaya çıkmıştı.
Fetihle Hilafet(!) kazanılması Kur’anı Kerim açısından değerlendirmek haddimi aşar. Yalnız, 1703-1839 döneminde Şeyhülislamlık makamına geçen 58 kişiden 29'unun sadece 11 aileden çıkması düşündürücüdür.  Bu ailelerin en önemlilerinde biri de Atatürk liderliğindeki Türk kurtuluş savaşı komutanlarına ölüm fetvası veren Dürrizade ailesidir. Dürrizade Mustafa'nın (Ö.1775) oğlu Mehmet Ataullah'a dedesi Şeyhülislam Dürri Mehmet (Ö.1736) tarafından (6) yaşında müderrislik icazeti verilmesi, keza Ataullah'ın kardeşi Dürrizade Nurullah Mehmet'e de 11 yaşında müderrislik verilmesi Osmanlı’da Şeyhler Meclisi’nin (Meclis-i Meşayih) liyakat ve ehliyet anlamındaki kalitesini, yeterliliğini ve İslamiliği herkesi düşündürmeli yeni sorular sormaya itmelidir.
Bektaşiliği, Ahiliği, Lonca Teşkilatları’nı birden bire yok eden, Osmanlıyı son asrında saran hangi tarikat(ler) tuzağıdır?
Osmanlı İmparatorluğu kendi hinterlandında sadece Müslüman ve Ortodoks bölgesini kontrol etmiştir. Vatikan’ın önce Endülüs (711-1492) sonra da Osmanlı’da (1299-1922) uyguladığı “Rekonkista Politikası”nı Abdülhamid ve Mustafa Kemal’den başka görebilen kaç hüküm sahibi var?
Nihayetinde bir sülalenin yönetim (padişahlık-şahlık-krallık) uygulaması olan Osmanlı iyisiyle kötüsüyle tarihimizde yer almıştır. Bugün halâ Osmanlıcılık hayali kuranlar ya Osmanlı’nın kendi kendini yok eden sebepleri bilmiyorlar ya da bugün Sosyolog Weber’in deyimiyle patrimonyal (Padişah-Şeyh-Ağa) örgütlenmenin sıkışmışlığını! İstişare, Şura, Meşveret gibi kavramlar Osmanlıcılık hayali kuranların unuttuğu fakat Kur’an ve İslamın sürekli hatırlattığı ve emrettiği kavramlar değil midir?      
Mustafa Kemal’e Fevzi Çakmak’a ve Nicelerine Derhal İdam Kararı!

Gerçi onlarca tutuklama ve idam kararı vermişti Osmanlı Divan-ı Harbi (Savaş Mahkemesi)!
İngilizlerin her dediğini yapmaya mecbur kalmış ya da mecbur hisseden Sultan Vahdettin çaresiz ve zavallı Damat Ferit de batılıların “Peter Modeli – Şaşkınlığı” adı verdikleri sendroma tutulmuştu.
Damat Ferit bir kabine toplantısında “İngilizlerin İşgalini engellemek için, Kraliyet Ailesinde tanıdıklarım var! Onlarla konuşabilirim” dediğinde kabinedeki herkes birbirine bakakalmıştı.
Peter Modeli, yetkinliği ve liyakati olmayan bir kişinin üst göreve geldiğinde sistemi nasıl dağıtacağı, yanlış kararlar alacağı, kendini dev aynasında görme hastalığına kapıldığı gibi, yerini koruma arzusuyla nice farklı işler yapabileceğini anlatıyordu.
Damat Ferit Paşa da bu modele uyan bir kişilik örneği göstererek aslında çöken Osmanlı’nın yönetici yapısını ve profilini özetliyordu. 
13 Kasım 1918’de işgal edilen İstanbul’da İngilizler giderek  küstahlaşıyorlardı.
Osmanlı Meclisi Mebusan’daki milletvekillerini ve kendileri açısından tehlike arz edebilecek herkesi Osmanlı Divanı-ı Harbi aracılığıyla tutukluyorlardı.
18 Ocak 1919’da bu rakam 120’yi bulmuş ve Malta Adası’na sürgün edilmişlerdi.
 Ermeni Patriği Zevan Efendi’nin hazırladığı listeler önce İngilizlerce incelenmiş, İngiliz Muhipler Cemiyeti Başkanı Sait Molla olayın İngilizler lehine propagandasını yapmaya başlamış, Başbakan Damat Ferit konuyu Savaş Mahkemesi’ne havale etmiş ve Mahkeme Başkanı Nemrut Mustafa Paşa da idam kararlarını hemen alıyordu. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey ve Diyarbakır Valisi Reşit Bey’i 1915 Ermeni Tehciri Kararı’nı uyguladıkları için idam edilmişlerdi.
Dönemin anlaşılması açısından Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal’in idamını Padişah Vahdettin “Ülkede olaylar çıkabileceği” şeklinde şerh koyarak bu kararı Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’ye havale etmiş o da fetva(!) vererek idam kararının infazını bildirmiş ve 10 Nisan 1919’da idam gerçekleşmiştir.  (Bu 3 kişinin idamından yaklaşık 2 yıl sonra TBMM 14 Ekim 1922’de “Şehid-i Milli” ilan etmesi,  o koşullarda görev yapan herkes açısından önemli bir milattır.)
15 Mayıs 1919’da İzmir Yunanlılar tarafından işgal edildi.

11 Mayıs 1920’de Mustafa Kemal Erzurum’da iken, “Tüm görevlerinden alınmış, ordudan tard edilmiş ve kendisi hakkında idam kararı” verilmişti.  
Mustafa Kemal Paşa da, Padişaha Erzurum’dan mektup yazmış tüm devlet görevlerinden istifa ettiğini belirtmiş, idam kararını uygulamak isteyen Malatya Valisi Galip Bey’e yakalanmaktan son anda kurtulmuştu. Bunun neresi “Git Anadolu’yu, devleti düşman işgalinden kurtar!” emriydi…       
Osmanlı Devleti’nin son Genelkurmay Başkanı Kavaklı Fevzi (Çakmak) Paşa idi. O da 27 Nisan 1920’de Ankara’ya gelip Milli Mücadeleye katılınca, Osmanlı Divan-ı Harbi tıpkı Mustafa Kemal gibi 24 Mayıs 1920’de ona da idam cezasına karar vermekte gecikmedi. Oysa, başta Padişah Vahdettin olmak üzere neredeyse herkesin saygı duyduğu nadir insanların başında bulunuyordu. Mareşal Fevzi Çakmak’ın bugün halâ padişahçı ve hilafetçi olarak deklare edilmesi bir propagandadan ziyade nasıl bir kuyruklu yalan olduğu ortadadır.     
Bazı Sorular
1.Padişah Vahdettin, Kavaklı Fevzi (Çakmak) Paşayı da “Yurdu düşmanlardan kurtar” diyerek mi Ankara’ya göndermişti?
2. Madem Mustafa Kemal gibi Anadolu’ya kurtarıcı olarak göndermiş, Fevzi Çakmak hakkında hemen niçin idam kararı alınıyordu?
3.Uygulan(a)mayacak bir karar mahkemece neden alınmıştı? Yoksa İngilizler Ankara’dan Mustafa Kemal ve Fevzi Çakmak’ı getirme sözü mü vermişlerdi?
4. Gerçekten Padişaha saygı duyan ve dini vecibelerini hiç aksatmayan Osmanlı Genel Kurmay Başkanı niçin İstanbul Manzarası’nı bırakıp Ankara adlı bir bozkır Kasabası’na gitsindi?
5. Düne kadar kendi emrinde çalışan ve Anadolu’da kendisinden görev vermesini isteyen Mustafa Kemal Paşa’nın emrine Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak niçin girsindi?
6. Anadolu topraklarında iki kez İstiklâl Harbi yapacak kadar cephanesi bulunan İstanbul’daki Teşkilat-ı Mahsusa Cephanelerinin bir kısmını Anadolu’ya taşınma işlemini yapacak Felah Grubu’nun çalışmaları henüz mü tamamlanmıştı?
7. Damat Ferit Yalısı’nın tüm görüşmeleri, Kuvay-ı İnzibatiyenin Gizli Planları ve Mesihat Dairesi’nin (Şeyhülislamlık) tüm gizli görüşmeleri Serezli Galip (Vardar) tarafından Fevzi Çakmak’a ve Ankara’ya aktarılırken, Fevzi Çakmak Şeyhülislam ve Padişah hakkında Genelkurmay Başkanı olarak gerçekten ne düşünüyordu?       

İdam Kararındaki Bazı İbareler ve Gerekçeler

Fevzi Paşa’nın idam kararı okunmaya değerdi! Gerçi Mustafa Kemal Paşa’nın idam kararının neredeyse aynısıydı. Savaş Mahkemesi Başkanı Kürt Mustafa Paşa ve heyeti “suç ve delil üretmekte” hiç de üretken değildi.  
Fevzi Paşa’nın idam kararında “Haydutluğu meslek edinmiş, hapishanelerden serbest bırakılmış katiller, kötü kişiler, başkalarının mallarını talan eden, hayal düşkünü, tutku ve umut ortakları, asi arabozucular, ittihat terakkciler, padişah buyruğuna karşı gelenler, halktan zorla asker toplayanlar, kanuni olmadan vergi koyanlar, işkence ve eziyetlerde bulunanlar, bir çok kasaba ve köyü yıkmak, yakmak, adam öldürmek, devletin bazılarını görevlerini bırakmaya zorlama, haydutluk, vahşice işlem yapmak, hükümet aleyhine silahlı ayaklanmaya göndermek, haydut topluluğuna katılmış, günahkârlar,  …”.  
 Yukarıdaki ibarelerden başka “Bank Osmaniye saldırılar, Düyun-u Umumiye ve Reji Şubelerine saldırarak haince(!) eylemlere cesaretlenmeler yoluyla, devletin politik durumunun ve maliyesinin bozulması(!) İstanbul’un Geçici İşgali(!) gibi ibareler yer almaktaydı.
Osmanlı Bankası Osmanlı’nın değildi, zaten. 1913 Yılında Meclisi Mebusan’da bir Yunan Milletvekili’nin dediği gibi “Osmanlı Devleti, Osmanlı Bankası gibi! İçinde Osmanlı Yok!”
Borçlar İdaresi’nin tahsilat şubelerine yapılan saldırılarla da Osmanlı Maliyesi’nin ve devletin politik durumunun bozulduğunu iddia eden, bir idam kararı!
Bunun dışında da “İstanbul’un geçici işgali”ne karşı çıkmakla idam kararı verilmiş Osmanlı’nın son Genelkurmay Başkanı ve başından beri Milli Mücadele’nin kritik adamı Fevzi Çakmak …

Aslında Türk Kamuoyu’nun neredeyse hiç bilmediği, bilenlerin de yazmaktan çekindiği “Fevzi Çakmak’ın İdam Kararı” tarihsel değerlendirmelerimiz ve bazı siyasal tercihlerimiz açısından hepimizi yeniden düşündürmelidir.
Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un “Terörist” olarak müebbet hapisle yargılanması Cumhuriyet Tarihimizde bir ilk değildi. 
 27 Mayıs Cuntası tarafından “İhtilale destek vermeme suçundan” Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun da idamla  yargılanmış ve müebbet hapis cezası almıştı.
Milli Ordunuz yoksa, ne Osmanlı hayalleri kurabilirsiniz ne de cumhuriyet sevinçleri yaşayabilirsiniz! 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
dost 2014-10-30 09:07:52

cumhuriyetimizde de türk olmayan birsürü firma,medya vs var.
ders alınacak bir yazı için tşklr.
beyaz türklerle ilgili bir yazı da bekliyoruz.

Avatar
Kamil KESKİN 2014-10-31 00:00:27

önce bu milllet meyi ve kimi nasıl seçeceğini öğrenmediği sürece, ne ordu kalır, nede halkı kötülükte koruyacak polis, her şeyden önce devlette ki zihniyet değişmesi lazım, yoksa gidişatımızı geçmişimiz de kurtaramaz.