Üzerinde Arapça/Osmanlıca dediğimiz ve anlamadığımız yazılar var!
            Çevirmenler “yok!” denecek kadar az!
            Yüz çevirenler o kadar çok ki, nedeni araştırılmalı!
            Olanlar da kenarda, uzaklaşmış/ırakta!
            “Dinle öyleyse ey kendine sınırlar çizen çocuk: Adı gizlenmiş bir çeşmenin / Su makamında / Bestesini”.(1)
            İster sokak çeşmesi isterse çoban çeşmesi olsun, işlevi sadece “su ihtiyacının karşılanması” olmayan yaşamın temel ve vazgeçilmez enstrümanları olmuşlardır.
            Halen şehirler arası yolculuklara kendi araçlarımızla giderken yanında durduğumuz ya da kır gezilerine gittiğimizde serinlediğimiz, kana kana içtiğimiz, ağılında yeşil yosunu gördüğümüz, yaz aylarında sivrisinek ve arıların dolandığı, hayvanların akıtılması işlemi gerçekleşirken tezeklerini de orada bıraktığı tamamıyla doğal bir ortamın merkezindedir çeşmelerimiz.
            Faruk Nafiz ÇAMLIBEL’in “Çoban Çeşmesi” şiiri zaten her şeyi gönülcesine anlatmıştır. Gerek  sokak çeşmelerinde, gerek çoban çeşmelerinde oluğun üstüne zincirlenmiş “Esir tas(!)” kalaylanmış bir şekilde gelip geçenlere hizmet etmeyi beklemekteydi. Yılların sosyal çözülmüşlüğü ve üretim biçimlerinin değişmesi bakır tasların yerine naylon iple bağlanan plastik taslara bırakmıştı. Daha sonra iple eğreti şekilde bağlanan plastik taslar da kalmayacak, plastik bardaklar ve plastik kola şişeleri bu görevi yerine getirecekti.
            “Testiyi omzuna almış köylü güzeli” sadece su doldurmaya gitmeyecekti, doğal olarak. Feodal ve geleneksel yaşamın dar olan etkinlikleri içersinde gezinmek, tanımak, buluşmak, görünmek, görmek gibi sosyal etkinliklerin merkezinde gene çeşmelerimiz vardır.
            Nice dedikodular çeşme başında yapılmış, nice aşklar çeşme başında ilk bakışlarla başlamıştır. Genellikle aşığın maşuğunu gördükten sonra dağılan dikkati neticesinde kırılan testiler nice testi üreticisinin artı değeri olmuştur. Antik dönemdeki “Agora’lara” benzer bir şekilde temizliğin, paylaşmanın, hayır etmenin, buluşmanın mimari sembolleri olmuştur, çeşmelerimiz.
            Günümüze kadar gelen yapısal kültür değerlerimize bakıldığında insanların en çok cami ve çeşme yapımı konusunda duyarlı olduklarını, mali gücüne göre vakfiyeler gerçekleştiğini ve de en az zarar gören yapının gene çeşmeler olduğunu söyleyebiliriz.         
            Gördüğümüz bir çok tescilsiz çeşmenin stili birbirine benzerken, halen Anıtlar Kurulu’ndan tescil alan bir çok çeşmelerimizin  mimarisi özgün ve birbirine benzeşmez özellikler taşımaktadır.
            Türkçemizin yazı dili Arapça ile yazıldığı için, çeşmelerin üzerindeki kitabeleri okuyamıyor ve bu konuda ulaşabilirliğimizi ister istemez kısıtlıyoruz.   Çeşmeler ve bir çok mimari eserlerde “Yapım Kitabesi”, “Onarım ve Tadilat Kitabesi” bulunmaktadır. Bu kitabelerle ve içeriklerle ilgili olarak, dönemin şiir anlayışı, çeşmenin mimarını ve mimari tarzını, eserin kimler tarafından yaptırıldığını öğrenmekte ayrıca kurumsal sicilin mermere ya da değişik taşlara işlenişini genellikle şiirsel bir üslupla öğrenmekteyiz. 
            Sözün uçtuğu yazının kaldığı bu kitabeler kültürel değerlerimizin ve en önemlisi şehir kimliğinin gizlenmiş yanını temsil etmektedir.
            Uşak’ta hepimizin en çok tanıdığı Cimcim Çeşmesi’nin batı cephesindeki kitabesinde bakınız neler yazmaktadır.
Maşallahukan
Toplanıp Ehl-i mürevvet yaptılar bu çeşmeyi
Oldu cari ab-ı feyz hayri şevkullah ile
Görmek İstersen eğer dünyada ab-ı kevseri
Çeşme-i Cimcinden iç bir kase aşkullah ile.

Güney cephesinde ise;
Maşallahukan
Çeşme-i ma-ül hayatı seyrettik akmaktadır
Geçmeyin bir kase abın doldurup içmeden
Namın yad eylesün dil teşneler içtikçe kim
Ettiler cari şarab-ı kevseri bu çeşmeden.
… 
            Çeşmelerin sularının artık bir çoğunun akmadığını, pınarlarının kuruduğunu ve kurutulduğunu, kitabelerinin silindiğini ve de anıtsal özelliğinin bile horlandığını görmek tarihe, hayredene, sanat tarihine, başta gelecek kuşaklara ve dünya kültürüne bir vefasızlık değil midir?
Çeşmeler sadece sulayan işleviyle değil, mimarinin en önemli taşıyıcısı ve görsel innovasyonun sembolü olarak “Bana yardım eli uzatın diyorlar!”
            Günümüzün çağdaş belediyeciliği(!) ve yerel yönetimciliği, kent mobilyaları konusunda yenilikçi, titiz ve bol keseden bütçeler ayırır iken, belediyeciliği asfalt ve yol yapmak, inşaat, işyeri  ruhsatı vermek, su parası tahsil etmek, imar düzenlemesi gibi zorunlu ve temel hizmetlerin dışına çıkamamışlık, temel hatalarımızdandır.    Oysa, son 19 yılda Uşak’ta farklı partilere mensup 2 mimar (Ali KÜNEK 1989-1994, Ali ERDOĞAN 1999-2004) belediye başkanlığı görevi yürütmüş ve toplam hizmet süreleri 10 yıl boyunca kent mimarisi alanında, kaldırım ve park estetiği dışında çeşmeler ve tarihi evlerin restorasyonu hakkında hiçbir çabada bulunmamışlardır.
            1989 yılında Ali KÜNEK “Bol su ucuz ekmek! İşte Ali KÜNEK”, 1999 yılında da Ali ERDOĞAN “Dürüst adamdır / Bizim Ali” olarak topluma sunulmuş ve bu propagandalar sonucunda da seçim muvaffakiyetine erişmişlerdir.   
            Denilebilir ki, “Ülkede ve şehirde o kadar çok kültürel değer var ki, hangi birisine bütçe ayıracağız?” ya da “Öncelikli sorunlarımız ve çözmemiz gereken konular bunlar değil!” şeklinde haklı ama edilgen ve de aciz açıklamalar riyaset ve siyaset sahiplerine hiç mi hiç yakışmayacaktır.
            Şimdiki “Yörük Müzesi / Evi” adını 1996 yılında Erhan Akçay  ile beraber verdiğimiz, aynı yıl “Tarihi Uşak Evleri Fotoğraf Koleksiyonu” ve “Uşak Belediyesi Kültür Yayınları Dizisi” ile başlattığımız bazı proje çalışmalarının sadece “Yörük Evi” tarafı devam ettirip Belediye Başkanı Sayın Mesut APAYDIN tarafından hizmete girmesi ardından aynı mahallede “Bilgi Evi” adı verilen evin restorasyonu Uşak Kent Kültürü tarihi açısından önemli milat olup, çeşmeler konusundaki tespit ve eleştirimiz, restorasyon konusunda yerini zamanın takdirine  bırakmıştır.     
                       
2007-2010 Uşak Strateji Planı’na Dair
2006 yılında hazırlanan Uşak İl Özel İdaresi’nin hazırladığı Uşak İl Strateji Planı’nın GZFT Analizi’nde çeşmelerle ilgili olmasa da üst başlık olarak turizm ve kültürel değerler konularında Güçlü yönler bölümünde 21. sırasında  “Tarihi, doğal ve kültürel güzellikler bulunması”, 32. sırasında “Turizm alanlarına sahip olunması”, Zayıf yönler bölümünde 9. sırada “Turizm imkanlarının kullanılamaması”, 27. sırada “Koruma ve Kent Planının Olmayışı”, 31. sırada “Şehir Kimliğinin olmayışı”, 39. sırada “Çevre bilincinin yeterli olmayışı”, 41. sırada “Veri tabanı yetersizliği” tespitleri yapılmıştır. Tehditler bölümünde ise “Turizm ve termalde çevre illerin daha iler düzeyde olması 3. sırada, “Proje geliştirmedeki yetersizlik” ise 12. sırada yer almıştır.(2)  2007-2010 strateji planında seçilen 7 stratejik konuların 1. sırasında “Kültür ve Turizm” seçilmesi hepimiz için sevindirici bir yaklaşımdır.
Bu toplantıların bazılarına katılımcı olarak bulunan bir zat olarak, planın oluşumuyla ve içeriğiyle ilgili değerlendirmelerimi burada bir daha aktarmak gereği şimdilik yoktur. Ancak, bu planın varlığı, ilk olması, katılımcı olması ve bir konsept içersinde kentin vizyonunu ortaya koyması  açısından sevindirici bir gelişmedir.
Bir bölgede turizmin olabilmesi için faktöryel cazibelerin ve altyapı ve sosyal şartlarının oluşturulması gerekmektedir. İtalya’da özellikle “Çeşme Turizmi” üst başlığında özel turizm hizmetlerinin olduğunu biliyoruz. Bu açıdan bakıldığında bile halen tehditler içersindeki çeşmelerin bir fırsata dönüştürülmesi hiç de zor değildir. Türkiye’de çeşmelerinin tamamı restore edilmiş bir kent kanaatimizce yok gibidir. Uşak’ta çeşmelerinin tamamını bir takım fonlar tarafından önce restore eden, sonra da suyunu akıtarak tarihine, hayratına, insanımıza ve yapısal ve kültürel değerlerimize katkıda bulunan tüm riyaset ve siyaset sahipleri tarihin ve Uşak Tarihi’ndeki altın sayfalarında yerlerini alacaklardır.  Uşak Strateji Planı’nın hazırlanmasında ve stratejik önceliklerin belirlenmesinde Kültür ve Turizm İl Müdürü Sayın Şerif ARITÜRK bu konuda aktif lobicilik yapmış, artık bu stratejik amaçların uygulanması için de projelendirme aygıtına ivedilikle ihtiyaç vardır.   
 
 

Pınardan mı Çeşmeden mi?

            Ozanlar meclisinde çeşme kavramı ardıl olarak dillendirilir. Pınar sürekliliğin, üretkenliğin, saflığın, bereketin, yücenin doğurganlığı ve kutsallaşmasının içsel anlamlarıdır. Belki de o yüzden “Pınar” adında erkek adı yoktur!
Erenlerin ve ozanların divanında ozan olarak kendini artık ispat etmiş gönül ereni hem test edilmesi hem de taltif edilmesi maksadıyla diğer bir usta tarafından meclise çağrılır ve onu davet eden kişiye sorulur;
  • Pınardan mı çeşmeden mi?
  • Pınardan, der kefil ozan! Yarenbaşı gibi ozanların en saygın ve yaşlı olanı da
  • Çeşmeler gibi ak ama pınar gibi gür ve kaynak ol hayata sevgiye / vur mızrabınla tellere/ hitap et gönüllere, der. Artık, çeşmeden değil pınardan olduğunun farkındalığına varacak Veysel, Karacaoğlan, Neşet Ertaş, Gevheri, Nesimi ve Yunuscasına, özü ile sözünün bir olduğu yaşam ve eserler verecektir, genç.         
 Çeşmelerimiz Hüzünlü Serüvenleri
1960’lı yıllara kadar sadece Uşak’ta değil, Anadolu’nun tamamında sokak çeşmelerinden ve kuyulardan ya da sarnıçlardan temin edilen su ihtiyacı, gerek insanların su hijyeni ve güvenliği açısından “her sokak ya da semtte bir çeşme değil her evde bir çeşme mantığı” ile işlevleri azaltılmış, kapatılmış ya da körlenmiştir.
1890 Hüdavendigar Vilayet Salnamesine göre Uşak merkezinde 45 çeşme mevcuttur. 2007 yılında yayınlanan Uşak Kültür Müdürlüğü Kültürel Değerler Yapı Envanteri’nde 22 çeşmeye yer verilmiştir. Ayrıca ilçe kasaba ve köylerdeki 59 çeşme de taranıp kayıt altına alınmıştır. 
Uşak Ulu Camii orta kapısının üzerinde bugün mevcut olmayan Kavşit Çeşmesi’ne ait olan bir kitabe mevcuttur. 1419 yılında Germiyanoğlu II. Yakup Bey zamanında Muhammed ibn Hasan ibn Kavşit tarafından yapıldığı kaydedilmektedir.(3) Burada adı geçen mimar, Germiyanoğulları zamanında şehre Koca Su denilen içme suyu tesisini getiren ve Anadolu’da suyolu inşa etmiş adı bilinen ilk Türk mimarıdır.(4) Caminin kuzey tarafında, avlunun bir köşesinde iken, sonraki onarımlar sırasında ve avlunun yeniden düzenlenmesi esnasında kaldırılmıştır. (5)
 24 Haziran 1983 tarihinde Anıtlar Kurulu tarafından Uşak Merkez’inde tescil edilen 22 çeşmenin 2007 envanterine göre Cim Cim Çeşmesi ile İzmir Caddesi üzerindeki Deveci Çeşmesi  kullanılmaktadır. Işık Mahallesi Güneş Sokak Çeşmesi ve Ünalan Mahallesi’ndeki Işık Sokak Çeşmesi tescilsiz olup diğer çeşmelerimiz Anıtlar Kurulu’nda tescilli ve koruma(!) altında fakat kullanımda bulunmamaktadır.                 
Uşak dışında tescilli 12 çeşme olup, halen kullanılan olan 9 çeşme vardır. Hacım Köyü’nde Aslanlı Çeşmesi, Eşme’de Kayraklı Çeşmesi, Hacım Sultan’da Türbe Çeşmesi, Kızılhisar Çobanoğlu Çeşmesi, Kızılcasöğüt Çeşmesi’dir. Yedi Oluklu Çeşme İnay’da, Çingil Çeşmesi Selçikler Beldesi’nde, Koca Çeşme Ahat Köyü’nde bulunmaktadır, Ak Çeşme de Çınarcık Köyü’dedir. Kızılcasöğüt Çeşmesi 2, Selçikler Hacıoğulu Çeşmesi ve Cami Çeşmesi tescilli fakat doğal sebeplerle kurumuş çeşmelerimizdendir.
Uşak’ın dışında 47 tescilsiz çeşme envanterde incelenmiş 11 çeşme regülatif sebeplerin dışında kurumuş ve  diğer 36 çeşme de işlevlerini sürdürmektedir.
Uşak’ta Ali Ağa, Aslan, İlyas Hoca, Boyalı, Celep, Cimcim, Çapa Sokak, Deveci, Emir Hasan, erce Bucak, Gediz Ulu Yolu, Güneş Sokak, Hacı Kadir, Hacı Veli, Hebil, Işık Sokak, Koca, Paşa, Sevak, Sofular, Sünnetçi ve Vidinli Sokak Çeşmeleri kent kültürü ve kimliğimizin önemli birer parçalarıdır.
…      
            Çeşmelerimizin envanter kayıtlara girmesinde özel emekleri geçen değerli akademisyen dostumuz Erdoğan SOLAK, arkeolog Sabiha PAZARCI, Kültür ve Turizm Müdürü Şerif ARITÜRK, İl Genel Meclisi Genel Sekreteri Servet ECEMİŞ, şu anda Çankırı Vali Yardımcısı Haldun AKSALMAN ve Uşak Valisi Kayhan KAVAS Beyfendilere şehrimiz ve kültürümüz adına teşekkürlerimizi buradan beyan eder, bundan sonra artacak ilgilerinden ötürü de ümidimi ifade etmek isterim.
            …
            Tarih içersinde hele bizim gibi kültürel değerler konusunda zenginliği bırakın servet sahibi bir mirasın üzerinde olmak sosyal diyaloglarımızı, toplamsal ve tarihi hoşgörülerimizi artıracak temel alanlardır. Küreselleşen dünyanın yerel tarih ve miraslara ihtiyacı giderek artmaktadır. 
            Kavşit Çeşmesi’nin başına gelenler, bilhassa Anıtlar Kurulu’na kayıtlı/kayıtsız diğer çeşmelerin başına gelmemesi, temel temennimizdir.
 
                                                                                   (2008- Çıkmaz Sokak Dergisi’nde Yayınlanmıştır)      
 
            KAYNAKÇA:
  1. Talat İÇÖZ’ün Şiir Defteri’nden, 1994.
  2. Ayrıntılı bilgi için bkz. Uşak İl Özel İdaresi Strateji Planı, 2006.
  3. Yrd. Doç. Dr. Y. SAYAN, Uşak’ta Türk Devri Mimari Anıtları, 21. Yüzyılın Eşiğinde Uşak Sempozyumu,  Uşaklılar Eğitim ve Kültür Vakfı Yayınları No:2, Cilt 1, s.453
  4. Z. SÖNMEZ, Başlangıcından 16. Yüzyıla Kadar Anadolu Türk İslam Mimarisinde Sanatçılar, Ankara 1989, s. 341.
M.AKOK, “Uşak Ulu Camii”, Vakıflar Dergisi”, III, s. 73
         5.      M..AKOK, “Uşak Ulu Camii”, Vakıflar Dergisi, III, s. 73; N. KAPLAN, age s.12
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.