Yılsonu itibariyle Türkiye, 80 milyar liranın üzerinde cari işlemler açığı vereceği gerçeği ekonomi istikrarı adına tehdit oluşturuyor. Tüketim ağırlıklı yapısı nedeniyle büyümenin, işsizliği ve gelir uçurumunu körüklediği ortadayken, cari açığı azaltıcı stratejik hamleler için ülkemizin üretim ve hizmet sektörünün satır aralarının iyi yorumlanması gerekiyor.

Cari açık, ülkelerin ihracatından elde ettiği gelirin, ithal edilen mal ve hizmetlere yapılan ödemeden az olmasından kaynaklanmaktadır. Yani yurtdışından alınanlara ödenen para yetmediği gibi, yine yurtdışından borç alındığında cari açık oluşur. Ülkeler de bu açıklarını azaltmak için; vergileri arttırıp, merkez bankaları aracılığıyla döviz veya gösterge faizini düşürerek piyasalara müdahale ederler.

Ülkemizde cari açık; enerjinin dışa bağımlı olması, iç tüketimin sürekli artması, sanayiinin ithalata bağlı ihracat yapısı nedeniyle artmaktadır. Değer zincirinden daha çok katma değere odaklı teşvik ve vergi sisteminin yapısı da cari açığa çanak tutan önemli etken. Cari açıkla ilgili olacak diğer yazılarımda da 2 dolarlık ihracatın 1 dolarının ithal malzeme kullanılıp üretildiği "girdilerinin yerlileştirilmesi", "BRIC ülkeleri ve AB'de bulunan Türk işgücünün sermaye ve bilgi birikiminin doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının cazip kılınması", gibi konuları ayrı yazılarda inceleyeceğim.

Bu ilk yazımda kırsalı kalkındıran sanayi tesislerinin üreticilere devredilerek özelleştirip hali hazır ürünlerin yanında sarf malzemesinden cari açığa neden olan, ithalata bağımlı ürünlerin bu fabrikalarda üretilmesinin teşvikini şeker fabrikalarının özelleştirilmesi üzerinden örnekleyip önereceğim.

Şeker fabrikaları, devlet ve halk işbirlikleriyle kurulan Cumhuriyetimizin ilk sanayi yatırımlarıdır. Kurtuluş mücadelesi sonrası Anadolu'nun gerçek sosyal ve ekonomik mücadele örnekleridirler. O yıllarda şekerin hepsi ithal ediliyor ve karneyle alınıyordu. O dönemde Uşaklı Nuri Şeker adında bir çiftçinin, Cumhuriyetimizin de ilk çok ortaklı şirket oluşumuyla, halkı pancar üretimine cesaretlendirerek ülkemizin ilk sanayi tesislerinden birisi olan Uşak Şeker'i 1925 yılında kurmuştur. Böylece tamamen ithal edilen şeker, ülkemizde üretilmeye başlanmış, kırsalda ekicileriyle beraber oluşturulan değer zinciriyle önemli bir yerel kalkınma örneği sergilenmiştir.

Bugün çeşitli kota ve koruma duvarlarıyla en fazla devlet müdahalesinin olduğu şeker üretimine, küresel ölçekte AB, BM, FAO, DTÖ gibi örgütlerince ülkelerin şeker politikaları yönlendirilmektedir. Gerek küresel örgütlerin kurallarıyla ülkelerin üretimine kota koyması, gerekse de pancar şekerine göre mısır şurubu ve şeker kamışından elde edilen şekerin maliyet avantajı özelleştirmeleri anlamlı kılabilir. Ancak ülkemizde 200 bin çiftçiye gelir sağlayan şeker fabrikalarının kapanmasının veya kapasite azaltılmasının yaratacağı sosyal ve çevresel etkileri en aza indirecek stratejiler geliştirilmeden fabrikalar blok usulde özelleştiriliyor. Şekeri sadece toprak ve pazar dinamikleriyle yönetilemeyeceği açık olduğu ortamda, birinci grupta 4 fabrika satıldı. Şimdi de ikinci blokta Uşak - Alpullu - Afyon - Burdur - Susurluk şeker fabrikalarının satışı hedefleniyor.

Dünyanın en liberal ülkelerinde bile şeker üretimi şahıslardan daha çok, çiftçinin, işçinin ve devlet kananıyla üretim yapılmaktadır. Ülkemizde güneydoğu dışında neredeyse tüm bölgelerimizde üretimi yapılan pancar, ülkemiz bitkisel ürün üretiminin %21'ini oluşturarak, tarım kültürümüzün önemli bir parçası haline gelmiştir.

Belki küresel ölçekte pancar şekeri alternatiflerine göre rekabet şansı bulamayabilir, ancak şeker pancarından elde edilecek, ithalatta önem arz eden yan ürünlerin çeşitli tevzi yatırımlarıyla şeker fabrikalarında üretilmesi cari açığı azaltıcı etkisi olabileceğini düşünüyorum.

Örneğin, şeker fabrikalarının atığı olan melas şeker pancarı ve şeker kamışı üretiminde şekeri alındıktan sonra kalan posasıdır. Bu posadan elde edilecek birçok ürün çeşitli sektörler için çok değerli girdidir. Melas genel itibariyle ülkemizde maya üretimi, kömür sanayi, gübre yapımı, yem sanayi, vs. gibi alanlarda kullanılmaktadır.

Melastan birçok sanayi dalları için hammadde üretmek mümkündür. İlaç, metal, gıda ve tekstil sektörlerinde kullanılan sitrik asit bunlardan birisidir. Ülkemizin her yıl 60 milyon dolar ödeyerek ithal ettiği sitrik asit, üretemediği önemli bir girdidir. AB ülkelerinde üretimi bulunan bu girdinin, fabrikalarını Çin'e taşıması, gerek ülkemizin ihtiyacını karşılaması, gerekse de bölge ülkelerinin çokça ihtiyaç duyması bazı şeker fabrikalarının tevsii yatırımına giderek, üretilmesini cazip kılacaktır. Etanol, aseton, asetik asit gibi türevlerini de dikkate aldığımızda yılda ortalama yarım milyar dolar ithalat yapılıyor olması sanayi yapımızın satın aralarında kalan en önemsenmesi gereken mesajlardandır. Çünkü cari açık hadisesinin en aza indirmek için bu tür şeytanın ayrıntıda gizli olduğu mesajları iyi okuyup değerlendirmek gerekiyor. Her bir şeker fabrikasının bölgesinde diğer sanayi dallarıyla ilişkisini, istihdam potansiyelini, cari açığa neden olan girdilerin yerlileştirmesini esas alan fizibiliteyle, olası tevsi yatırımlarının teşviki önemsenmelidir.

Şeker fabrikalarının yerel sosyal dinamiklere etkisini de dikkate alarak, tıpkı kuruluşunda olduğu gibi gerçek sahiplerine satışı yani pancar ekicileri birliği olan PANKOBİRLİK'lere devredilmesidir. Sermayenin tabana yayılarak, yerelin kalkınmasını sağlayacak bu oluşumlara SPK denetiminde üretim şansı verilmelidir. SPK denetimi olmazsa olmazıdır. Çünkü Anadolu'da çok ortaklı özellikle yurtdışında çalışan işçilerin kurduğu birçok girişim; güdük, kendinden başkasını düşünmeyen zihniyetlerce ele geçirilmiş ve işletemedikleri için bugün "satılık" tabelalarıyla kaderine terk edilmiş ve binlerce kişinin emeği ve hakkı gasp edilmiştir. Bu tür hak gasplarının önüne geçebilmek için SPK denetiminde yerel üreticilerine devri yastık altının ekonomiye kazandırılması adına da esaslı fayda oluşturacaktır.

2005 yılında yine bu gazetedeki bir yazımda, ülkemizin ilk şeker fabrikasının kurulduğu Uşak'ın ticaret ve sanayisini yöneten akil insanlara "Nuri Şeker" adlı kahramanın hayatının film yapılması ve her yıl adına inovasyon ödülü vermeyi önermiştim.

1925 yılında tamamen ithal olan şekeri, pancarı halka ektirip, fabrika kurup ürettiren vizyonun ve liderlere dünden daha çok bugün mutlak gerekiyor. Çünkü, bugün her ihraç ettiğimiz 2 dolarlık ürünün 1 dolarlık kısmının ithal olması bugünün ekonomisinin gerçeğiyse, dünün gerçeği, kurtuluş mücadelesinden çıkmış bir toplumun, üretme bilinciyle geleceğini inşasıdır. Yaşanan zaman dilimi dışında dünle bugün arasında fark yoktur. Siyaset ve ekonomi yönetiminin sadece makro politikalarla değil, aynı zamanda şeytan ayrıntıda gizili gerçeğiyle, sosyal ve ekonomi dinamiklerinin okunması, sağlıklı ekonominin inşası anlamına gelecektir.

Süleyman Dilsiz'in Dünya Gazetesi'nde yayınlanan yazısıdır...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
halk 2017-05-31 15:36:01

artık özeleşsin çalışan yatarak maaş alıyorlar

banner243