Okulda öğretmeniniz, başka şehirli bir arkadaşınız ya da başka milletten birisi size şehrinizi tanıtmanızı istese, büyük çoğunluk şehrin tarihi dokusu, doğal güzellikleri, ilkleri gibi başlıklar altında tanıtımı yapacaktır. 

Uşak M.Ö. 4000 yılından itibaren yerleşime başlanan, sırasıyla Hititlerin, Frizlerin batı sınırını oluşturan, İon kültürü etkisinde kalan, sonrasında Lidya, Pers, Makedonya, Bergama Krallığı, Roma, Doğu Roma, Bizans, Selçuklu, Germiyanoğulları Beyliği ve sonrasında Osmanlı…

Bir ticaret şehri diye bahsedilen Uşak, o dönemlerde seccade, kilim ve halıları ile ön plana çıkar. 1913 sayımına göre yün dokumacılığı yapan 13 fabrikadan 3 adeti Uşak’ta faaliyet gösterir. Cumhuriyet döneminde özel sermaye ile kurulan ilk şeker fabrikasının kuruluşu başlı başına bir film konusudur. Nuri şeker öncülüğünde açılan bu ilk şeker fabrikası Cumhuriyet Döneminin ilk çok ortaklı tesisi olması açısından da önemlidir.

1902 yılında belediye çalışmaları sonrasında Uşak kazası merkezinde elektrikle aydınlatmaya geçilmiştir. Bu da Selanik’ten sonra ilk elektrik kullanan Osmanlı şehri unvanını getirmiştir.

Cumhuriyetin kurucusu Atatürk’ün eşi Uşaklıdır. Yunan orduları komutanı General Trikopis Uşak Göğem Köyünde esir alınmıştır. Paranın icat edildiği uygarlığın merkezi ve Karun hazinelerin sergilendiği yer yine Uşak ilidir. Dünyanın ikinci büyük kanyonu Ulubey ilçesinde bulunmaktadır. İlk voleybol müsabakalarının yapıldığı yer ilimiz sınırları içerisindedir. Uşak el dokuma halılarının dünya saraylarında yer aldığı bilinmektedir.
İşte Uşak dendiğinde ilk akla gelenler bunlar. Hoş bunları da çoğu kişi bilmiyor ya. Baktığımızda bunların çoğunun geçmiş tarih sayfalarında olduğunu görüyoruz.

Kimi uzak kimi yakın tarihte. 

Geçmişin mirası ile nereye kadar yaşayacağız? Aslında bu bile doğru değil. Geçmişin mirası ile yaşayabilsek sırf Karun hazinelerini görmek için Uşak’a on binlerce turist gelmesi gerekir. Gerçi gelen turisti yatıracak modern kent otellerimiz de yok ki. 
Geleceğe taşınamazsak işimiz çok zor. Futbol takımımızın adı bile geçmiyor. Şehir dışından misafirimiz gelse doğru düzgün ağırlayacak, karnın doyuracak mekanımız, gezdirecek bir yerimiz yok.

Aynı coğrafyada bulunan diğer illere baktığımızda almış yürümüşler. Denizli Pamukkale’yi yaz aylarında günlük ortalama 5000 kişi ziyaret etmektedir. Bunu sadece Pamukkale’nin varlığı ile açıklamak doğru mudur?

Market raflarındaki ürünlerin ambalajları bize o ürün hakkında nasıl bazı bilgiler veriyorsa, imaj her şeyse, şehir girişleri de şehirler hakkında bize bazı ön bilgiler verir. Bana göre şehirlerin iki girişi mevcuttur. Bunlardan ilki fiziki girişleridir. Diğeri de dijital girişleri. Konuyu iyi anlamak için mazisinde yaşamayan şehirlerin, atak yapan şehirlerin web sayfalarını incelemek yeterli olacaktır. Çok uzaklara gitmeye gerek yok. Aynı coğrafyada yaşayan Denizli Belediyesi’nin web sayfasını incelenmesi, bu şehrin nasıl zenginleştiğine bir örnektir.

Ticaretin içinden gelen Uşaklılar neden günümüzde diğer şehir tüccarlarının gerisinde kalmışlar? Neden ulusal markalarımız yok? Bu kadar akıllı insanlar göç mü etmişler? İzmir, İstanbul’da, yurtdışında kaç Uşaklı var? Okuyan ve bir o kadar çalışkan Uşaklıların şehri böyle mi olmalıdır?

Şehrin kaderini değiştirebilir miyiz? 

Belediyesi, Valiliği, Ticaret Odası, Sivil Toplum Kuruluşları ve elbette tüm Uşaklılarla birlikte bana göre evet.

Bugün ilimize, düşünen insanlara, proje üretenlere, projelere sahip çıkmazsak, kendimizi yarın başka illere göç edenlerin arasında buluruz
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner421

banner420