Bu yazıyı yazmadan önce kitap uzunluğunda yazı çıkabileceği düşüncesi sürekli ertelememe neden oldu.

Attık bu başlığı devamını getirelim artık.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana siyasi yönetim şekillerine bakıldığında; “bi sol, bi sol daha, bi sağ, bi sol” derken şimdi nerden geldiği tam belli olan “ama olmayan” sağ sol karışımı bir aparkat yönetim geldi.
Tek başına iktidar oldu.
Hem de rakip partileri eze eze!
Muhalif gruplar ülkenin nakavt olduğunu düşünmeye başladılar.
Muhalefetin karamsarlık senaryoları bu yönetimi daha da güçlü kıldı.
Seçimin kuraları belli.
Şu… şu… oranda oy alan bu memleketi yönetir!
İtirazı olan. Olmayan.
Kabul edilmiştir.
Sokak gazetesine kulak verildiğinde her 2 seçmenden 1’i AKP’ye oy verdi.
Aynı sokak gazetesine kulak verildiğinde her 2 seçmenden 4 seçmenlik şikâyet, memnuniyetsizlik söz konusu!

Peki AKP nasıl bu günlere geldi?
Nasıl oldu da çok partili döneme geçildiğinden bu yana 3 dönem arka arkaya rekor kırarak tek başına hükümet oldular?

***

Objektif bakılırsa AKP’nin bu durumu ciddi bir başarı hikayesi.
Zamanında sosyalist ve sağ görüşlü tabir edilen partilerin hüküm sürdüğü yıllar gibi.
Sosyalist partilerin sözünün geçtiği dönemler “buna Cumhuriyetin kuruluşu da dahil” öz benlik savaşları ve memleketi kalkındırma mücadelesi ile geçtiği yıllar olarak anımsanır. (CHP, SHP ve DSP’nin iktidar olduğu veya koalisyon lideri parti oldukları zamanlar)

Sağ görüşlü partilerin liderlik dönemleri ise hızlı büyüme ve bir o kadarda hızlı çöküşleriyle yer eder belleklerimizde. (DP, ANAP, DYP, SP vs.)

Öyle ya da böyle 2000’li, milenyum tabir edilen yıllara kadar geldik.

Bu yıllarda bir takım sesler yükseliyordu.

Ama kulak asılmıyordu pek!
-Malezya yapacaklar bu ülkeyi… (Ne alaka yaa)
-PKK Meclise girecek… (‘Hasssss..’ dedik)
-Bütün resmi kurumlar özelleşecek… (‘Sıkar işte o’ denildi)
-Andımız, İstiklal Marşımız okunmayacak… (Yuhh…)
vs. vs.

Bunlar gerçek bir TÜRK’e dokunacak radikal değişimlerdi!

Gel gör ki bunların çoğu şuan oldu, olmak üzere ya da olacak. Fakat kimseden tık yok!

Buradan iki sonuç çıkıyor!

Bu hükümet gerçekten her şeyi iyi, doğru yapıyor.

Ya da herkes geçim derdinde, “bana ne kardeşim ne yapan yapsın” modunda.

Sadece ateşin düştüğü yerle, kemiğin bıçağa dayandığı kesimler etkin eylem yapıyorlar. “AKP’ye oy verip zam alamayan 10-15 kişilik lüzumsuzlar derneği ve sendikaları, FB, GS, BJK’nın penaltısını vermeyen hakemleri protesto eden denyolar, Sevgilisi yüzünden dama çıkanlar…

Bunlar son on yılın en etkin eylem ve eylemcileri…

Demek ki ülkede sorun yok! Yada yok gibi gösteriliyor.

Şimdi kırılma noktası olarak tespit ettiğim bölüme geçiyorum. Sizlerden ricam bu bölümü samimiyet içerisinde okuyup ve yorumlamanız.

RESMİ TEFECİ ÜNVANINA ULAŞAN BANKALARA VERİLEN YETKİLER
Bu ara başlığa, banka ve bankacılar alınıp bozulmasın!

Çünkü onlar bu yaşanan dramın en canlı şahitleri.

Onlarında suçu yok, ekmek davası için oradalar. Konu sistem sadece.

2000’li yıllara kadar ticari ve bireysel hayatımız, nakit şekilde işlerdi.

Borçlarımızı ise, vadesi maksimum 3-5 ayı geçmeyen çek ve senetlerle telafi ederdik.

Yine milenyumu, otbank, sapbank gibi mantar gibi üreyen bankalar bolluğu ve banka promosyon çılgınlıklarıyla karşıladık.

İlk kez kredi kartlarıyla tanıştık, aldığımızı bulduk zannettik.

Yahudi ticaretinin keskin zekâsı Mortgage (uzun vadeli konut kredisi) Amerika’dan tüm dünyaya doğru yola çıktı.

Bize gelmesi 5-6 yılı buldu.

Janjanlı reklamlar, sistemin satılmış Prof. Ekonomistleri tv’ler de, köşelerinde, anlata anlata bitiremedi bu borçlanmanın güzel olduğunu.

Biranda neye uğradığımızı şaşırdık!

Elimize 5 kuruş geçerken 15 kuruş harcar olmuşuz.

Artı 10 senede kolu bacağı bankalara kaptırmışız.

Zorla mı verdiler! Almasaydın(k).

Sonra çakallıklar başladı. Kendi evimizi fabrikamızı eşe dosta kredili satıp, batan ticari hayatımızı düzeltmeye çalışırken ondanda olduk.

Şimdi yüzlerce oyyyy oyyyy sesleri geldi!

Bir nebzede olsa yüzleştik gerçeklerimizle!

Bu bahsettiğimiz ot-sap bankalar bir süre sonra yaratıcıları tarafından, halka şirin görünerek ellendi.

-“Sizler ne yapıyorsunuz!!! Benim milletimin paralarını kimse çar çur edemez alooooo!!!” Diyerekten, borcunu harcını devletim üstlendi ve şu anki gerçek sahiplerine (gevurlara) iade etti.

Bunlarda sağ olsun, bizi bizden fazla düşünmeye başladı.

Bayram kredileri, düğün kredileri, derken memleketi al aşağı ettiler.

Kredisini ödeyen ne ala. (%5)

Ödeyemeyen!!!(%90)

Başka bankadan tekrar kredi aldı, baba yadigarı hanlar hamamlar satıldı. En dramatiğinden intiharlar(!) yaşandı.

Şimdi düşün Türkiyem!

50 milyon seçmenin var.

Halkının, gelecek 10-20 yılı borçlandırılmış!

Gevur ortaklı bankalar en verimli topraklarını, en kıymeti evlerini, en değerli işyerlerini ipoteklemiş.

Ödeyemeyeceğin günü beklerken avuçlarını oğuşturuyor ki, bizim Coni'ler gelsin Türkiye’den ucuza mal mülk sahibi osun!

Dıştan görünen; kasa sağlam, ama içi çürümüş bir halk var.

Karizma her şey bizim için. Öyle öğrendik filmlerden, dizilerden ve Polatgilden!

Kan kusarız kızılcık şerbeti içtik deriz biz…

Böyle geçim sıkıntısı içersine sokulan bir memleket, Atatürk’ün ilke ve inkılaplarını düşünür ve koruyabilir mi?

Zamanında bir karış vatan toprağını peşkeş çekenleri asıyorlardı bu memlekette!

Şimdi koruyanları içeri tıkıyorlar!

Zaman “geçim derdi” zamanı olmuş.

3 ayda bir gelen düzenli beleş gıda poşeti, kışın kapına bırakılan 10 torba kömür daha manidar şimdi. (Öz sermaye değil, Robin Hoot fenerleri, alo kimse yok mu? falanlar)

Beleş yardım poşetlerine taam edenlerin, dedeleri, ataları cephede kaya gibi kuru somon ekmekle, yavan katığıyla yıllarca savaş etti bee!.. Hiç anlatmadılar mı size!!!

Bir karış vatan toprağını gevura vermemek için apansız mermilerin önüne atladı alayı!!!

Hepsini sen kredi çek ipotek et, gevura kaptır, kemiklerimizi sızlat diye mi yaptılar!!!

Suçlu varsa AKP değildir…

Suçlu, geçmişini bilmeyen bir millettir.

Suçlu, aciz muhalefettir.

Suçlu, tuttuğu takım için canını ortaya koyarken, memleketi için sessiz kalandır.

Suçlu, dizi kahramanlarının ne halt yediğini araştırıp, kendini yöneten aktörleri denetlemeyendir.

Açsan, cahilsen, seni yöneten nereye çekerse oraya gidersin kısaca!

1923’te de açtık hepimiz… hem de ne aç!..

Atalarımız, dedelerimiz bize taşını toprağını miras bırakırken, biz evlatlarımıza lüzumsuz lüksümüzü ödemeleri gereken bir borç olarak bırakıp gideceğiz…

SAYGILARIMLA.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
emrah kul 2012-05-17 15:44:06

benim oyumla alay edemessin, önce ögrenin sonra yazin,

Avatar
Cihan Bozkaya 2012-03-17 13:43:42

gerceklere güzel bir yorumla deginmissiniz tebrikler.

Avatar
ramazan doğan 2012-03-22 10:11:13

sevgili kardeşim herşey daha güzel olacak.sabır ve selam.tabiki yola devam:))

banner421

banner420